Üye Girişi
 
Şifremi Unuttum
COVID-19 Sebebiyle Oluşan Küresel Pandemiye Hukuksal Bakış, Av. Sunay Akyıldız

 I. PANDEMİ TANIMI Pandemi, eski Yunanca’da tüm anlamına gelen παν (pan) ile insanlar anlamına gelen δῆμος (demos) kelimelerinden türetilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tanımlamasına göre bir pandemik, ancak aşağıdaki 3 koşulu sağladığında başlamış sayılır:

- Nüfusun daha önce maruz kalmadığı bir hastalığın ortaya çıkışı,

- Hastalığa sebep olan etmenin insanlara bulaşması ve tehlikeli bir hastalığa yol açması,

- Hastalık etmeninin insanlar arasında kolayca ve devamlı olarak yayılması. Bir hastalık veya tıbbi durum, sadece yaygın olması ve çok sayıda insanın ölümüne yol açması nedeniyle pandemi olarak nitelendirilemez, aynı zamanda bulaşıcı olması gereklidir. Örneğin kanser, insanlarda çok sayıda ölüme sebep olan bir hastalık olmasına rağmen bulaşıcı olmadığı için pandemi olarak adlandırılmamaktadır (Bazı kanser türlerinin bulaşıcı etmenler tarafından ortaya çıkabildiği unutulmamalıdır). Tarihteki pandemilere baktığımızda; kara veba, İspanyol gribi, tifo ve halen devam eden aids örneklerini vermek mümkündür. AIDS hastalığı da küresel bir pandemidir. 2014 yılı itibarıyla, dünyada yaklaşık 36.9 milyon insan HIV virüsüne sahiptir. 2012 yılında, yaklaşık 17.2 milyon erkek, 16.8 milyon kadın ve 3.4 milyon 15 yaşından küçük çocuk AIDS hastasıydı. 2010 yılında 1.8 milyon insan AIDS nedeniyle hayatını kaybetti, bu sayı 2005 yılında 2.2 milyondu1 . Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) mücadelesi konusunda küresel düzeyde önlemlerin alınması son derece önemlidir. Sorun küreseldir. Uluslararası Sağlık Tüzüğü (2005) Acil Durum Komitesi 30 Nisan 2020 tarihinde toplanmış ve COVID-19 mücadelesi için aşağıda başlıkları sunulan bazı önerilerde bulunmuştur. Dünya Sağlık Örgütü için öneriler: Koordinasyon, planlama ve izleme tek sağlık temel sağlık hizmetleri risk iletişimi ve toplum katılımı sürveyans seyahat ve ticaret taraf devletler için öneriler: Koordinasyon ve iş birliği hazırlık sürveyans ek sağlık önlemleri sağlık çalışanlarının korunması gıda güvencesi tek sağlık risk iletişimi ve toplum katılımı araştırma temel sağlık hizmetleri2 COVID-19 pandemisinde olduğu gibi, aşının henüz bulunmadığı dönemde, enfeksiyondan korunma ve kontrol önlemlerini uygulayarak enfeksiyonun toplumda yayılmasını azaltmak ve böylece pandeminin erken dönemlerinde enfekte olacak kişi sayısını ve pandemi nedeniyle ortaya çıkacak vakaları azaltmak mümkündür. Toplumun bilgilendirilmesi, seyahatlerle ilgili öneriler ve önlemler, pandemik bölgelerden gelen insanların taranması, eğitim ve öğretime ara verilmesi ve insanların toplu halde bulundukları yerlerin (özellikle alışveriş merkezleri, metrolar, havaalanları ve uçaklar, toplu taşıma araçları gibi yoğun popülasyon içeren ve/ veya kapalı havalandırması olan yerler) kısıtlanması, virüsle temas eden kişilerin izole edilmesi, influenza veya influenza şüpheli hastaların diğer hastalardan ayrıştırılmış izole ortamlarda muayene ve tedavisi, hastalara hizmet veren sağlık çalışanlarının eldiven, maske, gözlük, dezenfektan ve benzeri araçlarla enfekte olmalarının ve enfekte etmelerinin önlenmesi, enfeksiyonun bulaşmasını azaltmak bakımından önem taşıyan stratejilerdir.3 Mevcut ölüm oranları ile COVID-19’un İnsanlık tarihinin karşılaştığı en öldürücü hastalık olduğunu söylemek mümkün değildir. Her yıl dört milyondan fazla kişinin kronik solunum yolları hastalıklarından, iki milyona yakın kişinin tüberkülozdan, bir milyondan fazla kişinin akciğer kanserinden, bir milyona yakın kişinin mevsimsel gripten hayatını kaybettiği bir dünyada mortalite açısından ele alındığında, COVID-19’un öncelikli hastalıklar içinde üst sıralarda yer almadığı açıktır. Günümüzde ölümlerin yaklaşık %70’i bulaşıcı olmayan hastalıklar nedeniyle gerçekleşmektedir. Yenilikçi ilaçlara erişimi konu alan Birleşmiş Milletler raporuna göre (United Nations, 2016) her yıl 700.000 kişi antimikrobiyal direnç nedeniyle hayatını kaybetmekte olup, önlem alınmadığı takdirde bu sayının 2050 yılında 10 milyon kişiye çıkacağı öngörülmektedir. Bu hastalıkları COVID-19’dan ayıran en önemli özellik, bulaşıcılığı ve özellikle belirli bir yaş grubu ve kronik hastalığa sahip hastalar arasındaki komplikasyonlarının büyüklüğü ve ani gelişimle sağlık sistemler üzerine yaptığı baskıdır. Burada 1990’lı yılların ortalarında Merrill Singer tarafından geliştirilen ve 2019 yılında obezite, yetersiz beslenme ve iklim değişim ile ilgili Lancet’de yayınlanan sindemi kavramının COVID-19 bağlamında da kullanılabileceği ortaya çıkmaktadır (Swnburn ve diğerler, 2019). Sindemi, aynı zamanda ve aynı yerde gözlenen iki epideminin birbiri ile etkileşimde bulunarak hastalık yükünü ve prognozunu daha ağırlaştırması olarak tanımlanmaktadır. Bu çerçevede kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklarla etkileşiminde mortalite oranı artan COVID-19, pandemik olmanın yanı sıra sindemik bir hastalık olarak da karşımıza çıkmaktadır.4 COVID-19 ve küresel pandemi karşısında tüm dünya teyakkuza geçmiştir. Bugün için hastalık ve tedavisi bilinmemektedir. II. COVID-19 VE TÜRKİYE UYGULAMALARI Dünya genelinde insanları paniğe sevk eden ve çok sayıda hasta ile ölümlere sebep oluşturan COVID-19 hastalığı-Corona virüs karşısında, Dünya Sağlık Örgütü üyesi olan ülkemizde, ilk vaka tespiti 11 Mart 2020 tarihi itibarıyla resmi olarak saptanmıştır. Ardından Sağlık Bakanlığı hastalıkla mücadele için ulusal bir eylem planı oluşturmuş ve bu kapsamda rehberler düzenlemiştir. Burada özetle amaçlanan; İlk vakanın tespit edilmesinden bu yana geçen süreçte salgın ile ilgili temel stratejimiz, halk sağlığı önlemleri ile vaka görülme hızının düşürülmesi ve salgın eğrisindeki yükselişin yavaşlatılması ile sağlık hizmetine olabilecek yoğun talebin önüne geçmektir. Saha ve klinik işbirliği ile COVID-19’a bağlı tıbbi sonuçların (ağır hastalık, yoğun bakım gereksinimi, ölüm, engellilik vb.) ağırlaşmasının önüne geçilmektedir.5 Pandemi nedeniyle olağanüstü günler yaşadığımız bu süreçte, öncelikle sağlık alanı olmak üzere topluma ve vatandaşlarımıza yönelik birçok alanda değişikliğe gitmek, acil önlemler ile özgürlüğü ve çalışma hayatını kısıtlayıcı tedbirler almak gerekmiştir. Pandemi nedeniyle sağlık alanında yapılan en önemli düzenlemelerden biri; Sağlık Bakanlığının 81 ile acilen yolladığı genelgeyle, COVID-19’a bağlı tanılarının ve tedavilerinin yurt sathında eksiksiz ve eşit şekilde yapılabilmesi için sağlık kuruluşlarının tamamının hastalara açılarak ve kamu-özel ayrımı olmaksızın ve ücretsiz herkes için seferber edilmesidir. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı genelgeleri ile 60 yaş ve üzerinde olanlar (Sağlık Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı hariç) ile Sağlık Bakanlığının belirlediği kronik hastalığı bulunanların COVID-19 süreci boyunca idari izinli sayılmasına karar verilmiştir.6 İçişleri bakanlığı tarafından COVID-19’a önlem için sokağa çıkma yasağı genelgeleri de bu kapsamdadır. Bu idari uygulamalar ülkemizin COVID-19 ile mücadelede başarısının ana argümanları olarak kabul edilmelidir. Bunun yanı sıra Sağlık Bakanlığı önderliğinde, COVID-19’a özgü Bilim Kurulu adı verilen 31 uzman ve tıp bilim insanının bir araya geldiği bilimsel danışma kurulu oluşturularak, dünya örnekleri, bilimsel süreç ve tanı ile tedavideki gelişmeler takip edilmiş ve ölümcül COVID-19 hastalığına karşı devlet kurumları ile bilim insanları ortak çalışmak suretiyle hastalığa karşı mücadeleye devam etmektedir. Pandemi süreci devam ederken sağlık, eğitim gibi alanların yanı sıra bir diğer önemli alan yargı ve yargı sisteminde çeşitli tedbirler alınmıştır. Adalet Bakanlığı tarafından alınan tedbirler ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu ile yapılan toplantı sonucu yargı alanını düzenleyen pandemiye uygun düzenlemeler yapılmıştır. Bu alandaki en önemli düzenleme; HSK Genel Kurulu kararıyla adliyelerin geçici süre ile kapatılmasıdır. 26 Mart 2020’de yürürlüğe giren 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1’inci maddesiyle, durma süresince, ilk derece adli ve idari yargı mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri bakımından duruşmaların ve müzakerelerin ertelenmesi de dahil alınması gereken diğer tüm tedbirler ile buna ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde HSK yetkili kılınmıştır. Devamla 7226 sayılı Kanunun amacı doğrultusunda, salgın riskinin en aza indirilmesi, halkın ve adli personelin sağlığının korunması, bireylerin birbirleriyle temaslarının asgariye indirilmesi, aynı zamanda da kamu hizmetlerinin aksatılmaması ve kişilerin maddi hukuk, usul hukuku ve takip hukuku çerçevesinde haklarının korunması amacıyla ek tedbirler alınmak suretiyle; ek önlemler kapsamında alınan karara göre, tutuklu ve acil işler, dava zaman aşımı yakın olan soruşturma ve kovuşturma dosyaları, yürütmenin durdurulması istemleri ile ivedi sayılacak diğer işler ve işlemler haricindeki ilk derece adli ve idari yargı mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemelerine ait duruşmalar, müzakereler ve keşifler 30 Nisan 2020’ye kadar ertelenmiştir. Yargı Alanındaki Hak Kayıplarının Önlenmesi Amacıyla Getirilen Durma Süresinin Uzatılmasına Dair” Cumhurbaşkanı Kararı, 30.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve kararla, “COVID-19 salgın hastalığının ülkemizde yayılmasını ve yargı alanında doğabilecek hak kayıplarını önlemek amacıyla; 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1’inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen durma süresi, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda öngörülen zorunlu idari başvuru yoluna ilişkin süreler hariç, 1.5.2020 (bu tarih dahil) tarihinden 15.6.2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar (salgın hastalığın yayılma tehlikesinin daha önce ortadan kalkması halinde yeniden değerlendirilmek üzere) uzatılmıştır. Özetle mart ayında başladığı var sayılan salgınla beraber Türkiye’de ki yargı sistemi, salgına önlem olarak derhal istisnalar hariç geçici olarak durmuş ve corona virüsünün bulaşmasını önleme amaçlı adliyelere girişler ve çıkışlar sınırlandırılmış, cezaevlerinde görüşler durmuş ve mahkemelerde duruşmalar ile keşifler re’sen ileri tarihlere ertelenmiş ve dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri gibi bir hakkın kullanımına ilişkin tüm süreler durdurulmuştur. III. PANDEMİYE HUKUKSAL BAKIŞ Pandemi süreci devam ederken sağlık hukuku alanında önemli gördüğümüz birkaç başlık altında hukuki niteleme yapmak ve COVID-19’a bağlı yaşanan bazı durumlara dikkat çekmek istemekteyiz. Bu başlıklar sırasıyla; Hasta Hakları Yönetmeliği çerçevesinde sağlık çalışanları ile COVID-19 tanılı hastaların hakları ve yükümlülükleri, 65 yaş üstü sokağa çıkma yasağı, sağlık hakkı olacaktır. Sağlık ve yaşama hakkı kavramlarının daha büyük önem kazanacağı gelecekte, insanların vatandaşlık bağı ile bağlı bulundukları devletten parasız sağlık hizmeti beklentisi temel ihtiyaç olarak karşımıza çıkabilecektir. Ülkemizin sosyal devlet niteliği, COVID-19 uygulamalarında parasız, eşit ve nitelikli sağlık hizmeti almayı sağlamıştır. Önümüzdeki yıllarda pandemi sonlanmaz ya da farklı pandemi ihtimalleri ortaya çıkarsa, yeni sağlık sistemleri ile sağlık ekonomisinin önemi artacak ve buna bağlı olarak da hukuksal bakış açımızı revize etmek gerekecektir. A. Hasta Hakları Yönetmeliği Çerçevesinde Sağlık Çalışanları ile COVID-19 Tanılı Hastaların Hakları ve Yükümlülükleri Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde COVID-19 tanılı vaka ve ölüm sayısı halen artmakta olup, bu makalede sağlık çalışanları ile hastaların hakları ve yükümlülükleri, Hasta Hakları Yönetmeliğinin önemli gördüğümüz maddeleri olan “bilgilendirme-aydınlatma, aydınlatmanın kapsamı, rıza, hastanın geri bildirimi ile tıbbi gereklere uygun bakım” çerçevesinde değerlendirilecektir. 1. Öncelikle; COVID-19, bir diğer adıyla koronavirüs olarak bilinen solunum yolu bulaşıcı hastalığı belirtileri ile sağlık kuruluşuna başvuran her hastanın, tanısının ve tedavisinin sağlık çalışanları tarafından tıp biliminin gereklerine ve kurallarına uygun olacak şekilde tedavi edilmesi ve hastanın bu konuda açık, anlaşılır ve net biçimde bilgilendirilmesi gerekmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliğinin “Bilgi Vermenin Usulü” başlıklı 18’inci maddesi; “Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir. Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir.” şeklinde düzenlenmiş olup, aynı Yönetmeliğin “Tanımlar” başlığı altında tıbbi müdahale, “tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi” ve ayrıca bilgilendirme, “Yapılması planlanan her türlü tıbbi müdahale öncesinde müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından kişiye gerekli bilginin verilmesi” olarak tanımlanmıştır. Şu halde her hasta COVID-19 hakkında; hastanın sosyal ve kültürel durumu da gözetilerek tereddüde yer vermeyecek şekilde bilgilendirilecek ve gerekli tıbbi aşamaların devam etmesi halinde bu bilgilendirme hali gerek tanı gerek teşhis gerekse tedavi aşamasında hastalığın seyrine paralel olarak devam edecektir. 2. Hasta Hakları Yönetmeliğinin “Bilgilendirmenin Kapsamı” başlıklı 15’inci maddesiyle, bilgi vermenin usulünün yanında kapsamı da ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu halde COVID-19 hastalığı hakkında bilgi, hastaneye başvurulması ile muayene, sağlık durumunun değerlendirilmesi ve gerekiyorsa işlem yapılması hasta tarafından talep edilmişse işlemin tanımı, işlemin kim ve kimler tarafından yapılacağı, işlemden beklenen faydalar, işlemin uygulanmaması durumunda karşılaşılacak sonuçlar, işlemin varsa alternatifi, işlemin riskleri ve komplikasyonları, işlemin tahmini süresi, kullanılan ilaçların önemli özellikleri, hastanın sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri ve gerektiğinde hastanın tıbbi yardıma nasıl ulaşabileceği konuları ayrıntılı olarak hastaya açıklanır ve gerekli bilgilendirme yapılır. Uygulamada diğer hastalıklarda genel olarak sözlü yapılmakta olan işbu bilgilendirme, COVID-19 hastalığının bulaşma riski karşısında gerekli tıbbi aydınlatma yazılı yapılmalı ve hasta veya hasta yakınları bilgilendirme onam formunu imza etmelidir. Bu sayede genel olarak pandeminin yayılması da engellenecektir. Ki bugün corona virüs taşıyan ve süper bulaştırıcı olarak adlandırılan kişilerin çok sayıda insanı enfekte edebileceğini biliyoruz. Bu noktadan hareketle hastanın, COVID-19 hakkında doğru bilgilendirilmesi ve aydınlatılması halk sağlığını da yakından ilgilendirmektedir. Bilim insanlarının söylemlerinde altını çizdiği gibi, her bireyin kendini koruması, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uyması diğer bireylerin sağlığını da korur niteliktedir. Ülkemizde hastalığın seyri açısından karantina altına olması gereken hastalar hakkında, Sağlık Bakanlığı tarafından, COVID-19 Rehberi kapsamında Evde Hasta İzlem Kılavuzu yayınlanmıştır. Bu kılavuzla birlikte hastanın uygulaması gereken karantina tedbirleri hakkında Sağlık Bakanlığı talimatları doğrultusunda hasta bilgilendirilmeli ve bu bilgilendirmede onam formunda kayıt ve sonrasında arşiv altına alınmalıdır. Bu talimatlara aykırı hareket edilmesi halinde ayrıca onam formunda, “1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 284’üncü maddesinde yer alan “66 ve 67’nci maddelerde zikredildiği üzere sari hastalıklar hakkında tetkikatta bulunmağa salahiyettar memurlara muhalefet eden kimseler Türk Ceza Kanununun 195’inci maddesi mucibince cezalandırılır.” hükmü ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma” başlıklı 195’inci maddesinde yer alan “Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükümleri kapsamında hakkımda Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacağı hususu” kayıt altına alınarak hasta açık ve anlaşılır biçimde bilgilendirilmelidir. Aydınlatma sonrası oluşturulacak yazılı onam formları, Hasta Hakları Yönetmeliğinin “Rıza Formu” başlıklı 26’ncı maddesinde; “Mevzuatta öngörülen durumlar ile uyuşmazlığa mahal vermesi tıbben muhtemel görülen tıbbi müdahaleler için sağlık kurum ve kuruluşunca 15’inci maddedeki bilgileri içeren rıza formu hazırlanır. Rıza formunda yer alan bilgiler; sözlü olarak hastaya aktarılarak rıza formu hastaya veya kanuni temsilcisine imzalatılır. Rıza formu iki nüsha olarak imza altına alınır ve bir nüshası hastanın dosyasına konulur, diğeri ise hastaya veya kanuni temsilcisine verilir. Acil durumlarda tıbbi müdahalenin hasta tarafından kabul edilmemesi durumunda, bu beyan imzalı olarak alınır, imzadan imtina etmesi halinde durum tutanak altına alınır. Rıza formu bilgilendirmeyi yapan ve tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından imzalanır. Verilen bilgilerin doğruluğundan ilgili sağlık meslek mensubu sorumludur. Rıza formları arşiv mevzuatına uygun olarak muhafaza edilir.” şeklinde düzenlenmiş olup işbu form yasal bir zorunluluk taşımaktadır. Aksi halde hastanın bilgilendirilmediği ve onayının alınmadığı tıbbi müdahaleler (hastanın rızasının alınamadığı hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde rıza aranmaz) hukuka aykırı olacaktır. COVID-19 hastalığı özelinde aydınlatma konusunda yazılı rıza alınmasını önemlidir; zira hastalığın henüz bilinmiyor olması ve kullanılacak tedavilerin de bu kapsamda belirsiz olduğu düşünüldüğünde kişilerin özenli biçimde aydınlatılması ve kendi bedeni hakkında onam ile yazılı biçimde rıza vermesi, gerek hastanın kendi kaderini belireme hakkı ile gerekse sağlık çalışanlarını da hukuksal olarak koruyucu niteliktedir. Zira halen corona virüs kapsamında yapılan tedavilerin bir kısmı tedavi amaçlı deneme niteliği taşımaktadır.7 3. Hasta Hakları Yönetmeliğinin 42/A maddesinin (b) bendi uyarınca hastanın sorumlulukların biri; “Yakınmalarını, daha önce geçirdiği hastalıkları, gördüğü tedavileri ve tıbbi müdahaleleri, eğer varsa halen kullandığı ilaçları ve sağlığıyla ilgili bilgileri mümkün olduğunca eksiksiz ve doğru olarak verir.” olarak düzenlenmiş olup, hasta; geçmişi, yapmış olduğu yurt dışı seyahatleri, yurtdışıdan bulunan ve ülkeye henüz dönmüş bir kimse ile temasta bulunup bulunmadığı veya DSÖ tarafından yayınlanan ve hastalığın yayılmasına neden olabilecek herhangi bir harekette bulunup bulunmadığını veya neden olabilecek bir duruma maruz kalıp kalmadığını8 açıklamakla yükümlüdür.9 Ayrıca Hasta Hakları Yönetmeliğinin 42/A maddesinin (a) bendi uyarınca; “Başvurduğu sağlık kurum ve kuruluşunun kural ve uygulamalarına uygun davranır ve katılımcı bir yaklaşımla teşhis ve tedavi ekibinin bir parçası olduğu bilinciyle hareket eder.” Hastanın tüm tıbbi süreç dahilinde işbirlikçi yaklaşım yükümlülüğünü düzenlenmiştir. Bu halde hastanın sağlık kuruluşuna müracaatı ile başlayan hekim hasta arasındaki ilişki hastanın kendisine sağlık çalışanları tarafından sorulan sorulara mümkün olduğunca eksiksiz ve doğru bir şekilde cevap verme yükümlülüğü ile devam eder, bu şekilde hastanın anamnezi (hastalık geçmişi) tam ve doğru olarak alınmış olacaktır. Hasta tıbbi geçmişi, yakın temasta olduğu kişilerin COVID-19 tanısı aldığı ve sair seyahat ve benzer bildiği hususları resen açıklamak zorunda olup hastanın bilgisinin ve görüsünün yeterli olmadığı hallerde, hastanın kanuni yakınları da gerekli açıklamayı yapmalıdır. Dolayısıyla hekim, hastanın anamnezini (hastalık geçmişini) istemekle, hasta da hastalık geçmişine ait her türlü bilgiyi ve belgeyi hekim istesin veya istemesin vermekle yükümlüdür.10 Ayrıca, Hasta Hakları Yönetmeliğinin 42/A maddesinin (c) bendi gereği hasta; “Hekim tarafından belirlenen sürelerde kontrole gelmeli ve tedavisinin gidişatı hakkında geri bildirimlerde bulunur.” hükmü yarınca, hekimin teşhis ve tedavi sırasında öğrenmek istediği bilgiler doğru olarak verilip ardından gerekli tedavi başlatıldıktan sonra, hekim tarafından öngörülen kontrollere takip etmeli tedavi kapsamındaki hususları eksiksiz yerine getirmekle yükümlüdür. COVID-19 hastalığının öncelikle ölümcül tehlike taşıyabileceği ile uzun süreçli ve bulaşıcı olması karşısında, hastanın sonraki tıbbi kontrolleri, gerek kendi gerek toplum sağlığı yönüyle hayati önem taşımaktadır. Hasta sorumlulukları açısından ise hastaların, daha hastalık ortaya çıkmadan önceki dönemde uygun şekilde kendini korumaları ve sağlıklı bir yaşam için bu konudaki devlet tarafından yayınlanan kurallara uymaları gerekmektedir. Salgın dönemi olması sebebiyle bireyler daha hasta olmadan kamu sağlığını korumak adına hassasiyet göstermelidir. Çünkü kişi hastalanmasa da başkalarına taşıma ihtimali her zaman mevcuttur. Salgın döneminde bu kapsamdaki ihmale yönelik davranışlardan bir tanesi de; yurt dışı dönüşünde bazı kişiler, yetkililerin 14 gün evde kalmaları gerektiği konusunda uyarıları dikkate almayarak başka kişilerle temasta bulunmuşlar ve farkında olmadan virüsün yayılmasına sebebiyet vermişlerdir. Cenaze evi ziyaretleri, umre dönüşü karşılamalar, komşu misafirlikleri, altı kişilik minibüsle yirmi bir kişinin taşınması halleri de bir diğer virüsün yayıldığı ortamlardan örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Unutulmamalıdır ki, bilinçli ve pandemi kurallarına uygun davranmak her bireyin vatandaşlık görevidir ve bu virüsten kurtulmak, ancak tüm bireylerin ortak irade ve çabasıyla mümkün olabilecektir. 4. Hasta Hakları Yönetmeliğinin “Tıbbi Gereklere Uygun Teşhis, Tedavi ve Bakım” başlıklı 11’inci maddesi uyarınca kişi, modern tıbbi bilginin ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını isteme hakkına sahiptir. Tebabetin ilkelerine uygun olacak şekilde gerçekleştirilecek olan tedavi ayakta teşhis ve tedavinin izole bir ortamda gerçekleşmesi şeklinde olabileceği gibi tedavi sonrasında yatarak tedavi de söz konusu olabilecektir. Sağlık çalışanlarının ve hekimlerin öncelikli görevi insan sağlığını, iyiliğini gözetmektedir. COVID-19 sebebiyle oluşan pandemi sırasında, hekimler aldıkları eğitimler ve uzmanlıkları doğrultusunda ve hukuksal kuralların yanı sıra Hekimlik Meslek Etiği İlkelerine de uygun bir biçimde yerine getirmekle yükümlüdürler. Hekim, özel gereksinimleri olabilme olasılığına karşılık çocuklara, kadınlara ve yaşlılara karşı özel bir hassasiyet göstermelidir. Kaynakların hakça dağıtımında objektif olmak, bu kararları politik liderlerin, toplum liderlerinin ya da hastanın ve hasta yakınlarının seçimine bırakmamak, halk sağlığı bakışını korumak iyi bir yol gibi görünmektedir.11 Pandemi süreci boyunca her gün Sağlık Bakanlığı tarafından tanılı hastalar hakkında yayınlanan “Türkiye Günlük Korona Virüs Tablosu”nda belirtildiği üzere, tanılı hastaların tamamı hastane de tedavi görmemekte olup bir kısım COVID-19 hastaları için gerekli izolasyon sağlanıp hasta tedavi sürecini evde geçirebilmektedir. Kanaatimce, hastanede yatarak tedavi edilmesi gereken hastalar için sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu noktada uygun koşullarda hastanın sevki ile bulaşın önlenmesi konusu özellikli haller olarak kabul edilmelidir. Hasta Hakları Yönetmeliğinin aynı başlığı taşıyan 8’inci maddesi; “Hasta, tabi olduğu mevzuatın öngördüğü usul ve şartlara uyulmak kaydı ile sağlık kurum ve kuruluşunu seçme ve seçtiği sağlık kuruluşunda verilen sağlık hizmetinden faydalanma hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiştir. Ancak bu madde, yaşanılan pandemi dönemi ile ayrıca ilişkilendirilmedir, içinde bulunulan pandemi sürecinde “Bünyesinde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji, İç Hastalıkları veya Göğüs Hastalıkları uzmanı hekimlerden en az ikisinin bulunduğu ve 3. seviye erişkin yoğun bakım yatağı bulunan hastaneler” Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 08.05.2020 tarihli ve “Pandemi Hastaneleri” konulu yazısı ile pandemi hastanesi olarak tanımlanmıştır. Pandemi hastanesi ayrıca, yine ilgili yazı ile COVID-19 tanısı almış vakaların tedavi sürecinin yapılmış olduğu hastane olarak da tanımlanmıştır. Bu halde toplum sağlığını tehdit eden hastalık hakkında yeterli donanıma sahip hastaneler ayrıca belirtilmiş olup maddenin toplum sağlığı da gözetildiğinde uygulama alanı pandemi hastaneleri ile sınırlıdır. COVID-19 hastalığının henüz tedavisi bulunmadığı ve hatta halen bilinmeyen bir hastalık olarak görüldüğü gerçeği karşısında, Hasta Hakları Yönetmeliğinin 27’nci maddesi kapsamında alışılmış olmayan tedavi usulleri kavramı karşımıza çıkmaktadır. Maddenin lafzıyla; bilinen klasik tedavi metodu dışındaki bir metodun uygulanabilmesi için, hastaya faydalı olacağının ve bu tedavinin bilinen klasik tedavi usullerinden daha elverişsiz sonuç vermeyeceğinin muhtemel olması da şarttır. Evvelce tecrübe edilmemiş bir tıbbi tedavi ve müdahale usulü, ancak zarar vermeyeceğinin ve hastayı kurtaracağının mutlak olarak öngörülmesi halinde yapılabilir. COVID-19 tedavisinde halen uygulanan farklı tıbbi yaklaşımlar, tedaviler ve uygulamalar mevcuttur. Bu kapsamda ülkemizde, en iyi şekilde tedaviler ve uygulamalar yapmak üzere; Sağlık Bakanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun 16.04.2020 tarihli ve 2020/2 sayılı COVID-19 Hastalarına Tedavi Yaklaşımı Genelgesi ile sürekli güncellenen COVID-19 Rehberi;

- Genel bilgiler, epidemiyoloji ve tanı,

- Enfeksiyon kontrolü ve izolasyon,

- Temaslı takibi, salgın yönetimi, evde hasta izlemi ve filyasyon

, - Ağır pnömoni, ADRS, Sepsis ve Septik şok yönetimi,

- Antisitokin-Antinflamuatar tedaviler, Koagülapati yönetimi,

- Çocuk hasta yönetimi ve tedavi,

- Morg ve defin hizmetleri başlıkları altında kılavuzlar ve algoritmalar düzenlenmiştir. B. COVID-19 ve Türkiye’de Uygulanan 65 Yaş Üstü Sokağa Çıkma Yasağı Küresel salgın olarak nitelendirilen COVID-19 kapsamında günümüz itibarıyla yedi milyonu aşan vaka tespiti ile dünya genelinde dört yüz binden fazla ölüm meydana gelmiştir ve ne yazık ki sayı her geçen gün hızla artmaktadır. Küresel salgınla beraber, tüm ülkeler birçok koruma tedbirine başvurarak salgının şiddetinin azaltılması yönünde çaba göstermektedirler. Bu kapsamda günümüzde önemli görülen 3 kelime “maske, izolasyon, mesafe” olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun haricinde pandemiyle hayatımıza dahil olan en etkili olgu ise “sokağa çıkma yasağı” kavramı olmuştur. Türkiye’de haftalardır uygulanan sokağa çıkma yasakları, insanların “güvende kal, evde kal” sloganına uygun olarak mecburi ihtiyaçlar haricinde sosyal izolasyon kurallarına uymaları sağlanmıştır. Bu noktada, özellikle 20 yaş altı ve 65 yaş üstü popülasyon için diğer nüfusa oranla çok daha katı kurallar ve yasaklar uygulanmıştır. Gerek COVID-19’da bulaşın önlenmesi gerek virüs açısından şimdilik doğru kabul edilen bilgiler ışığında, hastalıkta en fazla ölüm oranının yaşlı insanlarda görülmesi karşısında, ülkemizde diğer dünya örneklerinden farklı önlem alınarak 65 yaş üstü sokağa çıkma yasağı üç aya yakın süredir kesintisiz uygulanmaktadır. Uzun süredir sokağa çıkma yasağına maruz kalan 65 yaş üstü insanların sağlık durumlarının, bu yasak karşısında olumsuz etkilenmesi ayrıca sorgulanması gereken bir gerçekliktir. Yaşlı popülasyon konusunda, dünyada özellikle Avrupa ülkeleri ve Kanada ile Amerika’da pek çok yaşlı insanın bakım evlerinde terk edilerek öldüğü veya yaş sebebiyle ayrımcılığa tabi tutulduğu, yoğun bakım ve entübe edilmeden tedavisiz bırakıldığı gibi insanlık dışı uygulamalar ve ağır insan hakkı ihlalleri basına12 yansımıştır.13 COVID-19 ve pandemi sürecinde yaşlı insanlara karşı yapılan ayrımcılık açıkça insan haklarına ve hukuka aykırıdır. Bu konunun etik ve hukuksal açıdan tartışılması, pandemiler ve sağlık hukuku çatısında yaşlı hasta haklarının tanımlanması ile korunması gerektiği düşüncesindeyim. Bu noktada COVID-19 güncel basın haberleri ile bilimsel açıklamalardan biliyoruz ki; yaşlı hasta olup da hastalığı yenen14 ve yine genç yaşta olup da hastalığa yenik düşen binlerce insan vardır. Bilimsel istatistiklere göre COVID-19’dan ölümlerde yüksek oranda yaşlıların kaybedildiği bilgisi ile başlı başına 65 yaş üstü kişilere katı sokağa çıkma yasakları koymak hukuken tartışmalı bir durumdur. Bu hususta ülkemizde farklı görüşler olsa da 65 yaş üstü sokağa çıkma yasağı süresi uzadıkça bu insanların sağlığının giderek bozulacağı ve ayrıca hukuksal olarak da fiili uygulamalarla yaşlılara karşı açıkça ayrımcılık yapıldığı, alınan tedbirlerin ise Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ile ilgili kanuna ve Anayasaya aykırı olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla Pandemi sürecinde düşündüren etik ve hukuki argümanlardan biri de şudur; yaş sebebiyle sağlık hizmetlerinde ayrımcılık gözetilemez ya da diğer bir ifadeyle, yaşlılar da gençler ve çocuklar ile eşit haklara ve yaşama hakkına sahiptir. Temel haklar ve özgürlükler, Anayasamızın 13’üncü maddesine göre, Anayasa’da gösterilen sebeplerle, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olarak, kanunla sınırlanabilir. COVID-19 pandemisi dolayısıyla Anayasal güvence altındaki temel haklara getirilen her türlü kısıtlamalar da bu ilkelere uygun olmak zorundadır. Temel hakların ve hürriyetlerin en önemlilerinden olan yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını (Anayasa m. 17), yerleşme ve seyahat hürriyetini (Anayasa m. 23), ibadet hürriyetini (Anayasa m. 24) ciddi ölçüde sınırlasa da alınan tedbirler zorunluluk ve ölçülü oldukları müddetçe, anayasallığı tartışma konusu olamaz. Öte yandan, pandemi tehlikesi karşısında alınmış tedbirlerin ve bunlara bağlı olarak uygulanmaya devam etmekte olan özgürlük kısıtlamalarının, zorunlu olma dıkça sürdürülmesinin bir temel hak ihlaline dönüşme ihtimali vardır. Bu itibarla, tedbirlerin temel haklara ve özgürlüklere getirdiği kısıtlamaların zorunlu ve ölçülü olup olmadığı, dinamik bir seyir gösteren hastalık riski karşısında sürekli olarak gözden geçirilmeli ve ölçülü olmaktan çıkan tedbirler uygulamadan kaldırılmalıdır.15 C. COVID-19 ve Sağlık Hakkı Sağlık her birimiz için olmazsa olmaz nitelikte temel bir insan hakkıdır. Dünya Sağlık Örgütü sağlığı; “ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik hali” olarak tanımlanmaktadır. Anayasamızın 17’nci maddesi kişi dokunulmazlığı ile yaşama hakkını düzenlemektedir.16 Yaşama hakkı tüm vatandaşlar için eşit biçimde sunulmalıdır. Bu kapsamda, dil, din, ırk, yaş, düşünce ve inanç ve benzeri sebeplerle ayrımcılık yasaktır. Hukukumuza son dönemde giren Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ile ilgili Kanun17 da net biçimde yaş sebebiyle ayrımcılığı yasaklamakta ve Anayasamız 10’uncu maddesiyle, devletin eşitlik ilkesine aykırı tedbir alamayacağını düzenlemektedir.18 Anayasamızın 56’ncı maddesine göre, herkesin sağlıklı yaşama hakkına sahip olduğu ve devlete bu hususta pozitif yükümlülük yüklendiği kural altına alınmıştır.19 Ülkemiz sosyal bir hukuk devletidir ve temel insan hakları arasında yer alan sağlık hakkı- yaşama hakkı, Anayasa ve sair kanunlar ile güvence altına alınmıştır. Pozitif yükümlülüğü gereği devlet, organları vasıtası ile bu hakkın yerine getirilmesi için gerekli koşulları saptamak, oluşturmak ve sağlamak ile yükümlüdür  Hastaların haklarına ve sorumluluklarına ilişkin genel kurallar Hasta Hakları Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Hasta hakları, sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan bireylerin sırf insan olmaları sebebiyle ilgili mevzuat ile teminat altına alınmış haklarını ifade eder. Bu kapsamda ülkemiz sınırlarında, herkesin adalete ve hakkaniyete uygun şekilde sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı vardır. Bu kapsamda, 13.04.2020 tarihli 2399 sayılı Cumhurbaşkanı Kararına ek yapılan kararla, koronavirüs kapsamında tedavi olan kişilerin sağlık sigortası olup olmadığına veya kapsamına bakılmaksızın ücretsiz tedavi edileceğine karar verilmiştir. Buna ek olarak özel hastaneler de koronavirüs kapsamında yaptığı test veya tedavi için ücret talep edemeyecektir. Bu karar, Anayasa’da öngörülen devletin kişilerin sağlık hakkını ifa sorumluluğunu yerine getirme ve devletin pozitif yükümlülüğünü sağlamada son derece isabetli bir yasal düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Küresel pandemi karşısında “sağlık hakkı, yaşama hakkı” kapsamında gördüğümüz güncel idari uygulamalar sayesinde, COVID-19 hastalığının tanısı ve tedavisi ücretsiz verilmiş ve yine kamu-özel hastane ayrımı olmaksızın vatandaş-yabancı uyruklu herkesin tanısı ve tedavisi yerine getirilmiştir. Ücretsiz ve eşit COVID-19 tanısı ve tedavisi, insan haklarına, insan onuru ile yaşamın kutsallığına ve sosyal bir hak olan sağlık hakkı temelinde de hasta haklarına uygun olandır. Bu noktada ülkemiz örnek alınmalı ve tüm dünya ülkelerinde ücretsiz COVID-19 tedavisi verilmesiyle, ileride bulunması beklenen standart tedavi/tedavi yöntemleri ile aşıların da insanlara ücretsiz sunulması gerekmektedir. Sonuç COVID-19 sebebiyle yaşanmakta olan küresel pandemi henüz sonlanmamakla birlikte tahminler “eski gündelik yaşam alışkanlıklarını unutmak ve yeni normale alışmak” şeklindedir. İnsan olarak sağlık ve yaşama hakkının önemini çok daha iyi anladığımız bu süreçte; ülkemizin, sosyal devlet niteliği, kamu-özel hastane ayrımının kaldırılması, sağlık hizmetlerindeki üstünlüğü, sağlıkta yeni teknolojileri kullanıyor olması, COVID-19 hastalığının ülkeye geç girişi, hızla alınan yasal, idari ve bilimsel kararlar, sokağa çıkma yasakları, sosyal izolasyon tedbirleri ile hastalıkla mücadelede iyi sağlık sistemi ve yoğun bakım ve hastane imkânlarına sahip olmamız, parasız sağlık hizmetleri sunumu, sağlık alanında çalışan nitelikli ve fedakâr insan gücümüz gibi başlıklar, COVID-19’la mücadelede başarıyı getirmiştir. Hukuksal bakış açısıyla önemli gördüğümüz konulara dikkat çekmek suretiyle, bu başarının artmasını ve devam eden pandemi sürecinin insanlığa daha fazla zarar vermeden sonlanmasıyla “yeni normal”in “sağlık hakkı”nı en üst norm olarak kabul etmesini ve yasal düzenlemeler ile uygulamaların bu yönde revize edilmesini ümit etmekteyiz.

Terazi Dergisi Haziran sayısı,2020