Üye Girişi
 
Şifremi Unuttum

 13. Hukuk Dairesi 2016/26894 E. , 2018/8072 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı
davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi
üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili asil ... ve vekili avukat ...'ın
gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra
karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya
incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
 
Davacı, sol memesindeki masist rahatsızlığı nedeniyle davalı Prof. Dr. ...'ın muayenehanesine gittiğini,
davalı tarafından yapılan muayenede kansere yakalanmış olduğunu, acil olarak ameliyat edilmesi
gerektiğini, ameliyatta sadece kanserli kitlenin alınacağının bildirildiğini, 20.02.2012 tarihinde ... ...
hastahanesinde ameliyat edildiğini, ameliyat bedeli olarak 30.000 TL ödendiğini, ancak ameliyatta her
iki göğsün de sadece dış derisinin bırakılarak içlerinin boşaltıldığı ve her iki göğsüne de silikon
yerleştirilmiş olduğunu öğrendiğini, bu ameliyattan sonra ikamet ettiği ... ... ilçesinden sayısız defa ...
... hastanesine gelerek çok sayıda tıbbi müdahale geçirdiğini, bu ameliyatlar sebebiyle evliliğinin
bittiğini, tarifi imkansız manevi ve psikolojik buhranlar yaşadığını, ameliyat tarihinde reşit olduğunu,
buna rağmen ameliyat başlangıcında muvafakatın babasına imzalatıldığını, rızasının alınmadığını, yeterli
tetkik ve bilgilendirme yapılmadan hastalık olmayan diğer ikinci memenin de alındığını ileri sürerek,
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00-TL maddi, 300.000 TL manevi tazminatın ameliyat
tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı hastanede, diğer davalı doktor tarafından kendi bilgisi ve rızası dışında gerekli tahliller
yapılmadan sağ göğsünün de ameliyat edildiğini, onam formunun kendisi yerine yakınına
imzalatıldığını, ameliyat sonrasında çok sayıda tıbbi müdahale geçirdiğini, bu nedenle aile yaşantısında
sıkıntılar yaşadığını, psikolojik tedavi gördüğünü bildirerek maddi ve manevi tazminat talepli olarak
eldeki davasını açmıştır. Mahkemece, Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporu aldırılmış, mastitli hastalarda
ilaç tedavisi ve cerrahi tedavinin uygulanabilecek tedavi seçeneklerinden olduğu, mastektomi(meme
alınması) işleminin tedaviye iyi cevap vermeyen, tekrarlayan mastitli hastalarda seçilebilecek tedavi
yöntemlerinden birisi olarak literatürde geçtiği, bu nedenle yapılan ameliyatın endikasyonunun
bulunduğu ve yapılan ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası gelişen
durumların(seroma, inflamasyona bağlı meme başı nekrozu) ise her türlü özene rağmen oluşabilecek
ve herhangi bir kusur izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, dolayısıyla ilgili hekimlere
kusur atfedilmediği ifade edilmiştir. İtiraz üzerine alınan ... Üniversitesi Tıp Fakültesinden alınan heyet
raporunda ise; davacının aydınlatılmış onamı da alınarak yapılan 20.02.2012 tarihli tıbbı uygulama
sonucu çıkan kusurların komplikasyon olarak değerlendirileceği ve hekimlik uygulama hatası olmadığı
19/12/2019 13:54 Yargıtay Bilgi İşlem Merkezi Müdürlüğü Tarafından Oluşturulmuştur. Sayfa 1
 
YARGITAY BAŞKANLIĞI
şeklinde görüş bildirilmiştir. Mahkemece bu bilirkişi raporları esas alınarak karar verilmiştir. Davanın
temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır.(BK 386-390)
Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de,
bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından
doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören Vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif
kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan
bütün kusurları, hafifte olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi
açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir
şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde
dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve
bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim
yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve
davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş
gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir.
Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa
etmemiş sayılmalıdır. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa, mahkemece bilirkişi
raporları esas alınarak hüküm verilmiş ise de; davacının sağ ğöğsünün de ameliyat edilmesinin gerekli
olup olmadığı ve bu göğsüyle ilgili olarak ameliyat öncesinde yeterli tahlil ve tetkiklerin yapılıp
yapılmadığı, ameliyat sonrası karşılaşılabilecek riskler konusunda hastanın aydınlatılma borcunun
yerine getirilip getirilmediği, ameliyat sonrasındaki biyopsi sonuçları, davalıların yeterli özen ve dikkati
gösterip göstermediği, hususlarında bilirkişi raporları yeterli açıklamayı içermemektedir. Ayrıca dosyaya
ibraz edilen hasta yatış onam formunun davacı tarafından imzalanmış olmasına rağmen aynı tarihli tıbbi
uygulamalar için bilgilendirme onam formunun davacı yerine neden yakını tarafından imzalandığının
açıklaması yapılmayarak bu durum mahkemece ve bilirkişiler tarafından değerlendirilmemiştir.
Bahsedilen bu formlar, davacıya yapılan ameliyatın niteliği konusunda davacıya gerekli bilginin
verildiğini gösterir nitelikte değildir. Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde "Rıza" konusu düzenlenmiş
ve "Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir
şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile
sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe
geri alabilecektir" düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına
paralel düzenlemeler getirilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar gözetildiğinde, hastanın salt işleme rıza
göstermesi yeterli değildir. Ayrıca, risklerin de izah edilmesi yani bu rızanın da aydınlatılmış rıza olması
gerekir. Nitekim Hekim Etiği Kuralları'nın 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve "Hekim hastasını,
hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi
yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın
önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve
riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna
özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir.
Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin
özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da
kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı
19/12/2019 13:54 Yargıtay Bilgi İşlem Merkezi Müdürlüğü Tarafından Oluşturulmuştur. Sayfa 2
 
YARGITAY BAŞKANLIĞI
olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır " düzenlemesiyle
aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda, ispat külfeti ise hekim ya da
hastanededir. Bu nedenlerle mahkemece, üniversitelerin tıp fakültelerinde görevli konusunda uzman
öğretim görevlilerinden oluşturulacak bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine elverişli ve özellikle
davacının bilirkişi raporlarına itirazlarını karşılayacak şekilde yeniden rapor aldırılarak sonucuna göre
karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm tesisi usul ve
yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 1.630,00 TL duruşma
avukatlık parasının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde
iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu
açık olmak üzere, 18/09/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.