Üye Girişi
 
Şifremi Unuttum

 

T.C.

YARGITAY

12. CEZA DAİRESİ

E. 2013/14868

K. 2014/7397

T. 25.3.2014

• TAKSİRLE ÖLÜME SEBEBİYET VERME ( Pratisyen Hekim Olan Sanığın Hastaya Eksik Tıbbi Müdahale Uyguladığı - Eksik Tıbbi Müdahalenin Ölüm Sonucunun Gerçekleşmesinde Etkili Olup Olmadığını Belirtmeyen Yetersiz Adli Tıp Kurumu Raporuna Dayanılarak Hüküm Kurulamayacağı )

• EKSİK TIBBİ MÜDAHALE SONUCUNDA HASTANIN HAYATINI KAYBETMESİ ( Taksirle Ölüme Sebebiyet Verme - Eksik Tıbbi Müdahalenin Ölüm Sonucunun Gerçekleşmesinde Etkili Olup Olmadığını Belirtmeyen Yetersiz Adli Tıp Kurumu Raporuna Dayanılarak Karar Verilemeyeceği )

• ADLİ TIP KURUMU RAPORU ( Pratisyen Hekimin Eksik Müdahalesi Sonucunda Ölüme Sebebiyet Verme Suçu - Tedavi İçin Cerrahi Müdahalenin Zorunlu Olduğu Halde Hastanın Kan Sululuk Derecesi Yüksek Olduğundan Cerrahi Müdahalenin Mümkün Olmadığı/Sanığın Doğru Tıbbi Girişimde Bulunduğunda Dahi Ölümün Gerçekleşip Gerçekleşmeyeceği Nörolog Muayenesi ya da Diğer Hastaneye Sevk Sırasında Yaşanan Gecikmenin Sonuca Etkili Olup Olmadığının Belirtilmediği Rapora Dayanılarak Hüküm Kurulamnayacağı )

• BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA ( Eksik Tıbbi Müdahale Nedeniyle Pratisyen Hekimin Hastanın Ölümüne Sebebiyet Vermesi - Taksirli Suçlarda Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma Hükümlerinin Uygulanamayacağı )

• CEZANIN BELİRLENMESİ ( Eksik Tıbbi Müdahale Nedeniyle Pratisyen Hekimin Hastann Ölümüne Sebebiyet Vermesi - Taksirli Suçlar Açısından Kastın Yoğunluğu Failin Güttüğü Amaç ve Saik Gerekçelerine Dayanılamayacağı )

5237/m. 85

2659/m. 15

ÖZET : Pratisyen Doktor olan sanığın nöbetçi bulunduğu hastaneye müracaat eden hastaya, sanık tarafından yapılan müşahede ve muayene sonucunda reçete düzenlenmiş ve sabah nöroloji polikliniğine gelmesi önerilerek taburcu edilmiştir. Aynı gün şikayetleri artan hasta nörolog tarafından muayene edilip gecikmeli olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiştir.

Adli Tıp Kurumu raporunda 'sanığın muayene ve yönlendirmesi teşhisde gecikmeye neden olduğundan eyleminin eksik tıbbi girişim niteliğinde olduğu,' şeklindeki raporu hükme esas alınarak sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmiştir. Raporda tedavi için cerrahi müdahalenin zorunlu olduğu, ancak kan sululuk derecesi çok yüksek olması sebebiyle cerrahi müdahale yapılmasının mümkün olmadığı da belirtilmiştir. Ölene eksik tıbbi girişimde bulunduğundan şüphe bulunmayan sanığın zamanında doğru teşhis ve tıbbi girişimde bulunduğu halde dahi ölüm sonucunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, sanığın neden olduğu gecikmenin; ölenin nörolog doktor muayenesine getirilmesinde ya da diğer hastaneye sevkinde yaşanan gecikmenin sonuca etkili olup olmadığını, cerrahi girişimde bulunulmamasının tıp kurallarına uygun olup olmadığını, dolayısıyla sanığın ya da diğer bir kişinin kusuru bulunup bulunmadığını irdeleyen raporun Adli Tıp Genel Kurulundan alınması sonrası sanığın hukuki durumunun tespit ve tayini yerine teşhiste gecikmeye neden olan sanığın eyleminin eksik tıbbi girişim niteliğinde olduğundan bahsedip, söz konusu gecikmenin ölüm sonucunun gerçekleşmesinde etkili olup olmadığını, dolayısıyla sanığın kusuru bulunup bulunmadığını bildirmeyen yetersiz rapora binaen mahkumiyet hükmü kurulması gerekir.

Kabule göre de taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde "kastın yoğunluğu" ile "failin güttüğü amaç ve saik" gerekçelerine dayanılamayacağının gözetilmemesi hukuka aykırıdır.

Taksirli suçlarda belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma hükümleri uygulanamaz.

DAVA : Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkûmiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-Pratisyen Dr. olan sanığın nöbetçi bulunduğu Mersin Özel İ... hastanesine saat 02:30 sıralarında baş ağrısı ve bulantı şikayeti ile müracaat eden K. E.'in, sanık tarafından yapılan müşahede ve muayenesi sonucunda migren anksiete bozukluğu tanısı konulup, reçete düzenlenerek ve sabah nöroloji polikliniğine gelmesi önerilerek saat 06:00 sıralarında taburcu edildiği, aynı gün saat 10:00 sıralarında şikayetleri artan K. E.'in aynı hastaneye müracaat etmesi üzerine nörolog Dr. M. Ö. tarafından muayene edilip, saat 10:29 itibariyle çekilen bilgisayarlı beyin tomografisinde serebeller hemotom saptanması üzerine hastane yönetiminin ambulans talebini hemen karşılamaması sebebiyle 2 saat kadar geç sevk edildiği Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesinde 03.10.2008 saat 07:27'de öldüğü olayda, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 'sanığın muayene sonucu kişide baş ağrısı, bulantı, frontal bölgede palpasyonla hassasiyet tespit etmesine rağmen ayırıcı tanıya varmak için şuur açık olan hastadan ayrıntılı tıbbi hikaye bilgileri alarak, kullandığı ilaçları sorarak geçirmiş olduğu kalp ameliyatı sonrasında hastanın kullandığı antiagregan ilaç 'Coumadin' kullanımı nedeniyle pıhtılaşma zamanı tetkiklerini ve teşhise vardıracak radyolojik tetkikleri yaptırması ve hastayı acilen ilgili branş hekimine yönlendirmesi gerekirken, mevcut bulguları migren ve anksiyete tanısı ile yorumlayarak, reçete düzenleyip, baş ağrısı geçmezse noröloji polikliniğine gitmesi önerisi ile taburcu etmesinde, teşhis de gecikmeye neden olduğundan eyleminin eksik tıbbi girişim niteliğinde olduğu,' şeklindeki raporu hükme esas alınıp, sanığın kusurlu olduğu kabul edilerek mahkumiyet kararı verilmiş ise de;

Söz konusu raporun inceleme kısmında da özetlenen Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesi hasta epikriz raporunda ''... beyin cerrahi konsültasyonunda; cerrahi endike görüldü, ancak Coumadine bağlı APTT, PTZ yüksekliği olan hastanın INR'sinin düşmesini beklemek gerektiği belirtildi, 29.09.2008'de ve 30. 09.2008'de tekrar görüldü, ağrılı uyarana cevabı olmayan, pupiller fiks dilate, INR yüksek olan hastanın cerrahisi endikasyonu olmadığı belirtildiği, takip edildiği' şeklindeki ve tedavi için cerrahi müdahalenin zorunlu olduğu, ancak kan sululuk derecesi ( INR:5.54 )'nin çok yüksek olması sebebiyle cerrahi müdahale yapılmasının mümkün olmadığı manasına geldiği anlaşılan kayıt nazara alındığında, teşhiste gecikmeye neden olduğunda, ölene eksik tıbbi girişimde bulunduğunda şüphe bulunmayan sanığın zamanında doğru teşhis ve tıbbi girişimde bulunduğu halde dahi ölüm sonucunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, sanığın neden olduğu gecikmenin; ölenin nörolog doktor muayenesine getirilmesinde yada Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesine sevkinde yaşanan gecikmenin sonuca etkili olup olmadığını, adı geçen hastanede cerrahi girişimde bulunulmamasının tıp kurallarına uygun olup olmadığını, dolayısıyla sanığın yada diğer bir kişinin kusuru bulunup bulunmadığını irdeleyen raporun Adli Tıp Genel Kurulundan alınması sonrası sanığın hukuki durumunun tespit ve tayini yerine teşhiste gecikmeye neden olan sanığın eyleminin eksik tıbbi girişim niteliğinde olduğundan bahsedip, söz konusu gecikmenin ölüm sonucunun gerçekleşmesinde etkili olup olmadığını, dolayısıyla sanığın kusuru bulunup bulunmadığını bildirmeyen yetersiz rapora binaen mahkumiyet hükmü kurulması,

Kabule göre de;

1-Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07/07/2009 tarih 2009/9-62-191 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK'nın 61/1. maddesinin ( f ) ve ( g ) bentlerinde yer alan "kastın yoğunluğu" ile "failin güttüğü amaç ve saik" gerekçelerine dayanılamayacağının gözetilmemesi,

2-Taksirli suçlarda TCK'nın 53/1. maddesinde yazılı hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince tebliğnamedeki isteme uygun olarak BOZULMASINA, 25.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.