Üye Girişi
 
Şifremi Unuttum
X. Türk-Alman Tıp Hukuku Sempozyumu ve Yeni Hasta Hakları Kanunu

 22-23 Kasım 2013 tarihleri arasında Augsburg Üniversitesi Hukuk FakültesindeX. Türk Alman Tıp Hukuku Sempozyumu gerçekleştirildi. Sempozyumun konusu, Şubat ayında Almanya’da yürürlüğe giren Hasta Hakları Kanunu idi.

 

Bu vesileyle, sempozyum ve sempozyumda ele alınan yeni kanunun bazı hükümleri hakkında bilgi vermek istiyorum.

 

Sempozyumda Alman meslektaşlar,

·        Bir Hasta Hakları Kanunu’nun gerekliliği ve sınırları,

 

·        Hekim sorumluluğunun kanunla düzenlenmesinin gerekip gerekmediği,

 

·        Hasta Hakları Kanunu ile yeni yükümlülüklerin ve sorumluluk risklerinin getirilip getirilmediği,

 

·        Hekim sorumluluğu davalarında silahların eşitliğinin söz konusu olup olmadığı,

 

·        Hasta Hakları Kanunu’na göre rızanın hukuksal niteliği,

 

·        Hekim hatasını açıklama yükümlülüğünün kendini suçlama yasağı karşısındaki durumu,

 

·        Hasta Hakları Kanunu’na göre hataların bildirilmesi sistemi,

 

·        Hasta Hakları Kanunu’nun Almanya’da savunmacı tıbba yol açıp açmayacağı,

 

·        Hekim sorumluluğu yerine hasta sigortası sisteminin bir alternatif model olup olmayacağı gibi konularda sunumlar yaptılar.

 

Türk tarafında ise ben, Türkiye’de hekimin kamu görevlisi veya özel statülü hekim olmasına göre değişen sorumluluk sistemini anlattım. Almanlara bu konu çok ilginç geldi. Sistemi anlatmakta zorlandığımı ifade etmeliyim. Prof. Dr. Dr. h.c. Yener Ünver ise Türk Hukuku Bakımından Bilgi Yükümlülüğü ve Değerlendirilmesi konusunu, Doç. Dr. Ümit Gezder ise Türk Hukuku’nda Hekim Hasta İlişkisinin Hukuki Niteliği konulu birer sunum yaptılar.

 

Almanya’da Hasta Hakları Kanunu olarak nitelendirilen kanun aslında, başta Medeni Kanun olmak üzere bazı kanunlarda değişiklik yapan kanunun adı. Bu vesileyle bu kanunun önemli gördüğüm bazı hükümlerini aktarmak istiyorum.

 

Kanun ilk defa tıbbi standart zorunluluğunu düzenliyor. Buna göre tıbbi müdahale, aksi kararlaştırılmadığı müddetçe, tıbbi müdahale sırasında mevcut olan ve genel olarak tanınan standarda göre yapılmalıdır  (Alm. MK 630a/2).

 

Kanun ile yine ilk defa aydınlatma zorunluluğu düzenlenmiş olmaktadır. Buna göre, hekim, hastayı, tıbbi müdahaleye başlamadan önce tıbbi müdahale açısından önemli bütün hususlar ve özellikle teşhis, muhtemelen gelişim, tedavi, terapi sırasında ve sonrasında alınacak tedbirler hakkında aydınlatmalıdır. Hekim, hastanın sorusu üzerine veya hasta açısından muhtemel tehlikeleri önlemek gerekirse, yapmış olduğu hatalı tıbbi uygulama konusunda hastayı bilgilendirmek zorundadır (Alm MK 630c/2; ayrıca bkz. 630e).

 

Kanun yine ilk defa rıza konusunu da genel bir hüküm olarak düzenlemektedir. Ancak bu noktada belirtmek gerekir ki, bizde bu konu, 85 yıl önce 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’da zaten düzenlenmişti.

 

Yine 630f ve 630g maddelerinde genel kayıt yükümlülüğü ve hastanın dosyayı görme hakkı da kanunla düzenlenmiştir. Kanun tıbbi uygulama hatası ile aydınlatma hatasında ispat yüküne ilişkin de bir hüküm sevk etmiştir (md. 630h).

 

Sonuç olarak, Hasta Hakları Kanunu olarak ifade edilen, aslında hasta haklarının kuvvetlendirilmesine ilişkin olarak bazı kanunlarda değişiklik yapan kanun ile öğretide benimsenen ve fakat kanuni dayanağı olmayan birçok husus ilk defa yasal dayanağa kavuşturulmuştur. Bu hususlar ülkemiz açısından da geçerlidir. Rıza dışında, bizim hukukumuzda da yasal dayanak eksikliği açıktır. Bu nedenle, benzer düzenlemelerin yapılmasının isabetli olacağı kanaatindeyim.

 

//medimagazin