Üye Girişi
 
Şifremi Unuttum
Hastane yönetimleri hekimleri fazla hasta bakmaya zorluyor

 Sağlıkta bir sorun var. Okuma yazması olan herkes artık bunun farkında. Fakat ondan daha büyük sorun; çözüm diye sunulan reçetelerin sorunu daha da büyütmesi.


Son Bakanlar Kurulu'nda çıkan sonuç da bunu destekler mahiyette. Performansın sadece niceliksel değil niteliksel olarak da ölçüleceği belirtilmiş. Bunun mümkün olup olmamasını bir yana bırakalım, sonuçta neyi değiştirecek. Poliklinikler önündeki yığılmayı mı engelleyecek? Acil serviste bakılan acil olmayan hasta sayısını mı değiştirecek? Şiddeti mi önleyecek? Nöbet sonrası dinlenmeyi mi sağlayacak? Sağlıkçının daha iyi şartlarda yaşamasını mı sağlayacak? Hayır!
    

Bu önerinin mantığı şudur; suçlu hekimdir. Performans yapacağım diye hasta sayısını arttırıp kaliteyi düşürüyorlar. Bunlara bir de kalite kuralları getirelim ki daha kaliteli çalışsınlar.
      

Buradaki mantık hatası şu; fazla hasta bakmak isteyen hekimler değil, yönetim. Ben her çalıştığım yerde (toplam 3 devlet hastanesinde çalıştım) günlük hasta sayımı 50 ile sınırlamak istediğimde, son çalıştığım yer hariç, yönetimin direnciyle karşılaştım. Her hastaya bakılacak, hasta geri dönmeyecek denildi bana. MHRS randevularımız 15 günlük hepsi dolu. Bu talebi yaratan biz değiliz. Maksat yeni performans kriterleri getirip zaten kuşa çevirilen dönerlerin tamamen kesilmesinden başka bir şey değil.

 

Peki sorun ne? Aklıma ilk gelenler:


- Amaç hastaneye başvuran hastaların tanı, tedavi ve izlem aşamasında karşılaştıkları zorlukların giderilmesinden sapmış, hastaneye gereksiz de olsa başvurular özendirilmiştir. Hiçbir hastalığı olmayan, tek sorunun sedanter yaşam ve fazla beslenmenin olduğu gencecik insanlar kilo vermek istiyorum diyerek bir çok tetkik yaptırmakta.

 

- Başarı kriteri halkın memnuniyeti olunca, bilimsel kriterlere dayanması gereken tanı, testler ve tedaviler de hastaları memnun edecek şekilde düzenlenmektedir. Bu durum memnuniyeti arttırırken aynı oranda kaliteyi düşürmekte ve sağlık harcamalarını arttırmaktadır. Sağlık personeli halkın gözünde saygın bilim insanları konumundan, aşağılanan, ancak kanunlarla dizginlenebilen, paragöz insanlar konumuna düşürülmüşlerdir. Doktora saygı, güven sıfırlandığı için istediği tetkiki yaptırmayan veya reçeteyi yazmayan doktor anında şiddet görmekte ya da hasta haklarına şikayet edilmektedir. Ne yönetim ne de kanunlar doktorlardan yana olduğu için doktorlar da şiddet göreceğime ya da savunma üstüne savunma yazacağıma hastanın istediklerini yaparım diye düşünmektedir.

 

- Uzmanlar kendi uzmanlık alanında çalışamayacakları merkezlere atanmaktadırlar. Bu da işgücü israfı demektir. İlk çalıştığım yerde KVC uzmanı arkadaşımız evde bakım hizmetlerinde görevlendirilmişti. Yine radyoterapi yapılmayan merkezde Radyasyon Onkolojisi uzmanı çalışmaktadır! Ya da kortizol dahi bakılamayan hastaneye Endokrin uzmanı atanmıştır.

 

- Sevk zincirinin olmadığı bir sistemde aile hekimliğinin bir anlamı olmaz. Hasta kafasına göre bölüm seçmekte, bir sinüzit için beyin cerrahisi, dahiliye, nörolojiyi gezip bir sürü tahlil ve MR'dan sonra tanı alabilmektedir.

 

- Hekimin tam gün çalışmak zorunda olduğu, mesai saatlerinin kontrol edilebildiği bir sistemde bir de performans sisteminin olması ve bununla yetinilmeyip bir de kalite ile ilgili performansın getirlecek olması bir adaletsizliğin üstüne yeni bir adaletsizlik getirilmesidir.


Ve en büyük sorunumuz bence kendi sorunlarımız hakkında söz sahibi olamayışımız ve örgütlenme eksikliğimizdir.



Dr.Celil Kayabaş.

 

//medimagazin